EN GÜZEL ATATÜRK ANILARI

EN GÜZEL ATATÜRK ANILARI

YURDUMUN TOPRAĞI TEMİZDİR

       Kral Edvard İstanbul’a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalıydı. Kralın bindiği motor, inip çıkıyordu. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada, eli yere değerek tozlandı. O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk:
-Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez, diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.

 

YAPACAKLARIMDAN SÖZ EDİN

       Bir soruşturma dolayısıyla, Atatürk’ün başardığı işlerden Vasıf Çınar söz açmıştı. Kendisine Sordu:
-Sizin en büyük eseriniz hangisidir?
Atatürk’ün kısa cevabı şu olmuştu:
-Benim yaptığım işler, biri ötekine bağlı gerekli olan işlerdir. Fakat, bana yaptıklarımdan değil,yapacaklarımdan söz edin.

 

BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK

       Yazı devriminden sonra(1928),Atatürk’ün kara tahta başındaki resmi görülünce, O’na “başöğretmen” denilmeye başlanmıştı. Aslında, adlandırmada geç kalınmıştı.
Kurtuluş Savaşı’ndan hemen sonra, bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti:
-Yurdu kurtardınız. Şimdi ne yapmak isterdiniz?
Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti:
-Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü yükseltmeye çalışmak, en büyük amacımdır.
Ondan sonra Atatürk nerede görünse, mutlaka orada bir okula girer, öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu. Bir gün Atatürk’ün yolu köy okuluna düştü. Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu. Atatürk sınıfa girince, öğretmen kürsüsünü terk etti.
Atatürk:
-Hayır, yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz, dedi. Eğer izin verirseniz, biz de sizden faydalanmak isteriz. Sınıfa girdiği zaman,Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.

 

HAZIRIZ

 

       Günlerden bir gün İtalyan Büyükelçisi, Atatürk ile görüşmek ister ve
huzura kabul edilir. O zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra,

Büyükelçi :
-Ekselans, dün Roma ile yapmış olduğum bir görüşmede hükümetimizin
Hatay’ı almak istediği kararını size iletmem söylendi” der.
Odada buz gibi bir hava eser. Ata, büyükelçiye bir şeyler daha ikram
eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. Doğruca masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak’ın bağlanmasını ister ve Çakmak’ a:
– Pasa, İtalyan dostlarımız Hatay’a gelmek istiyorlarmış. Hazır
mıyız?

Fevzi Çakmak durumu anlar ve “Biz hazırız Paşam” diye yanıtlar.
Ata, büyükelçiye döner ve: “Biz hazırmışız. Hükümetinize söyleyin, ne zaman
isterlerse gelip Hatay’ı alabilirler” der.

Kurtuluş Savaşı’ndan Bir Anı

İzmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara’ya hareket edecekler. Ertesi gün kompartımanın kapısını çalar yaveri, açar yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır Atatürk.
Yaveri “Ya paşam bu ne hal hiç uyumadınız herhalde niye böylesiniz.” der.
“Ya çocuk kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım, üşüdüm, ben de uyumadım kalktım” der..
Yaveri; “Aman paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik” der.
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan söylüyor bunları, tarihi bir cevap, der ki: “Geç fark ettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım.
Önemli olan benim uyumam değil, milletimin rahat uyuması”.

İZMİR SUİKASTI

İzmir’de hazırlanan o alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı anlatmıştı:
– “Ziya Hurşit’in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu. Kendisine sordum:
– Sen Mustafa Kemal’i öldürecekmişsin, öyle mi?
– Evet, dedi. Ben yine sordum:
– Mustafa Kemal ne yapmıştı ki onu öldürecektin?
– Fena bir adammış o. Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi.
– Sen Mustafa Kemal’i tanıyor musun?
– Hayır.
– O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin?
– Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi. Biz de öldürecektik.

O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım:
– Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür, dedim.

Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı.

ASKERLE GÜREŞ

Kır gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:
– Sen güreş bilir misin?

Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı.

Ceketini çıkarıp Mehmet’e ense tuttu:
– Haydi, bir de benimle güreş!

Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata’sının yüzüne hayranlıkla baktı:
– “Atam,” dedi. “Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?”

Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.

SOKAK ÇOCUĞU

Atatürk’e, düşmanlarından bir bayan, bir yabancı gazetede (sokak çocuğu ve zalim) diye yazılar yazmak küçüklüğünü göstermişti.
Bir gün Yat Kulüp’te Atatürk, arkadaşlarına bu yazıdan söz ederek demiştir ki:

Sizin için önerildi  29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mız Kutlu Olsun

– Bana sokak çocuğu diye yazmış… Ben pek küçük yaşta yatılı bir öğrenci olarak okullara girmedim. İdadi’den Harp Okulu’na, oradan da orduya hizmete gittim. Sorarım sizlere, benim sokakta oynamaya vaktim mi vardı? Bana (zalim) diyormuş… Ben eğer bu vatana ihanet eden birkaç adamı mahkemeye vererek, kanun çerçevesinde bu adamlar cezalarını buldularsa, benim onlara karşı sevgimden ziyade, Türk milletine sevgim daha büyüktür… Bu nedenle Türk milletine onların zararlı vücutlarını feda ettim…” demişlerdir.

 

Satın Alınmayan Adam

Atatürk geçen dünya harbi başladığı zaman Türk ordusunda Alman general ve subaylarına mühim mevkiler verilmesinin aleyhinde bulunmuştu. Alman mareşali falkenhayn bu gibileri itirazdan vazgeçirmek için çeşitli çarelere başvuruyordu. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa’nın yedinci ordu kumandanlığına hareket edeceği günün gecesi, İstanbul’da Akaretler’de 74 numaralı eve Alman mareşalinin karargahında memur olan bir Türk kurmay subayı ile genç bir alman subayı geldiler. Ufak sandıklar içinde bazı şeyler getirdiler. Mustafa kemal sordu:

– Bunlar nedir?

Alman subay cevap verdi.

– İstanbul’dan ayrılıyorsunuz; size Mareşal Falkenhayn bir miktar altın göndermiştir.

– Bu paralar bana yanlış geldi. Ordunun levazım reisliğine gönderilmesi lazımdı.

– Efendim, o da başka…

Mustafa Kemal paranın ne kadar olduğunu anladıktan sonra, Alman subayının önünde, onları teslim aldığına dair senet imzaladı; fakat Alman subayı bunu kabul etmedi. O zaman Mustafa Kemal Türk subayına emretti:

– Bu zabit bilmiyor, senedi alsın. Mareşale versin ve siz de paraları gelip alması için levazım reisliğine haber gönderiniz…

Bir kaç ay sonra Atatürk Yedinci Ordu Kumandanlığını, vekil olarak Ali Rıza Paşa’ya bırakmış, ayrılmıştı; altınları da ona teslim ederek makbuz almıştı. Bu makbuzu iki yaverine verdi ve emretti.

– mareşal falkenhayn’e gidiniz; kendisini görünüz; bu makbuzu vererek benim imzamın bulunduğu kağıdı ondan alınız!

Mareşal Falkenhayn yaverine:

– Mustafa Kemal Paşa’ya böyle bir para verdiğimi hatırlamıyorum; bende imzalı senedinin bulunduğunu da bilmiyorum. Bunun için Ali Rıza imzalı kağıdı da kabul edemem, dedi. Mustafa Kemal Paşa şu haberi yolladı;

– Verdiğiniz altınlar olduğu gibi duruyor; onlar için size senet verilmiştir. Sizde böyle bir senedin bulunmayışı altınları yok edemez. Vesikayı kaybetmiş olabilirsiniz; o halde verdiğiniz altınları size iade edeceğiz; aldığınıza dair siz bize makbuz veriniz! Ben altın için memleket menfaatleri hakkında müsamaha gösterecek insanlar dan değilim. Paralarınız duruyor, fakat onlardan daha kıymetli olan mustafa kemal imzası sizde kalamaz!

ŞEF ASKER Mİ SİVİL Mİ OLMALI?

Çankaya akşamlarından biri. Bazen Atatürk soruyor, bazen de Atatürk’e soruyorlar. O’na diyorlar ki:
– Şef asker mi, sivil mi olmalı?
Cevap veriyor:
– Şef, şef olmalı. İster sivil, ister asker.
Bu cevabı ile şefliğin rütbede ve elbisede değil, ruhta ve kafa yapısında olduğu hakikatini veciz surette belirtmiş oluyor.

 

 

LAİKLİK

İlk Melis’te bir gün laiklik söz konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün Meclis’e başkanlık ediyordu. Meclis’in tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla:
– Arkadaşlar, bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin manasını anlamıyorum.
Diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden eline kürsüye vurarak:
– Adam olmak demektir hocam, adam olmak!
Diye hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.

 

 

ATATÜRK VE DİN ADAMLARI

Mücadele’nin en buhranlı günleriydi. İstanbul ile Ankara arasında fetva kavgası tüm şiddetiyle devam ediyordu. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendi bünyesi içindeki din adamlarından seçtiği İrşad (Aydınlatma) Heyetleri’ni vatanın köyüne-kentine göndermek ve gerçekleri vatandaşa anlatmakla görevlendirildi. Milli Eğitim Bakanı Türk Ocakları Genel Başkanı olan rahmetli Hamdullah Suphi Tanrıöver’di. Mustafa Kemal’e geldi.
– Paşam… Bunlar çoğunlukla Arapça konuşacaklar. Halk ne anlayacak? Ata gülümsedi.
– Sen üzülme Hamdullah… Onlar Arapça konuşsalar bile Türkçe düşünürler dedi.

 

Sizin için önerildi  Cep Telefonu Kullanımında Yapılan Hatalar

ANKARA’YI NEDEN BAŞKENT YAPTIM?

Sıcak bir günün akşamında yanında bazı ileri gelenler ile Köşkü’nün bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski Köşk’ün tavan dekorlarıyla meşguldüm. Tozlu ve sisli bir akşam Ankara’nın üzerine çökmüştü. Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu. Bize:
– Ankara’yı hükümet merkezi yapmakla iyi mi ettim? diye sordu.
Tabii herkes müspet cevap verdi.
Arkasından:
– Neden? suali gelince, kimi stratejiden, kimi siyasetten bahsetti. Hatta birimiz kayalık güzeldir gibi bir estetik nazariye de ortaya attı. Atatürk :
-Şimdi dalkavukluğu bırakın diye münakaşayı kapattı. Ankara’nın hükümet merkezi olmak için saydığınız meziyetleri beni ikna etmeye yetmez. Ben Ankara’yı hükümet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm. Türk’ün imkansızı imkan haline getiren kudretini dünyaya bir kere daha tekrar etmek istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O kadar yakında olacakki.

 

 

Paylaşmak Güzeldir 🙂
20

Admin Yazar

Site Kurucusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir